Fotoğraflarla Kürt Hafızası
Bir İnfazın ve İsimsiz Fotoğrafın Hikayesi
Humeyni’nin Kürtlere karşı fetvasından 8 gün sonra, 27 Ağustos 1979 sabahı Sine (Sanandaj) Havaalanı... Çorak arazi, tarihin en acımasız sahnelerinden birine tanıklık etmek üzereydi.
İran İslam Devrimi’nin seyyar cellatları, sadece 30 dakika süren göstermelik bir yargılamanın ardından 9’u Kürt direnişçi, 2’si Şah’ın eski polisi olmak üzere 11 kişi hakkında idam kararı verdi. O Kürtler, Humeyni’nin güçlerine karşı aylarca direndikleri Sine kent merkezinde esir alınmıştı. Aralarında ağır yaralılar olmasına rağmen gözleri bağlandı ve yan yana dizildiler.
Sıra artık ölüm mangalarındaydı... Yüzlerini puşilerle gizleyen Devrim Muhafızları, G3 tüfekleriyle karşılarında mevzilendi.
Namlulardan çıkan kurşunların havayı deldiği o milisaniyede, infaz mangasının en sağındaki askerin birkaç adım arkasında o anı tarihe not düşecek foto muhabiri Cahangir Rezmi, boynundaki Nikon makinesiyle hazır bekliyordu. Tahran’daki Ettela’at gazetesi için çalışan Rezmi’nin yolu tesadüfen oraya düşmüştü.
Farsça "Âteş!" emrinin yankılandığı an deklanşöre basan Rezmi, toz bulutu içinde dizlerinin bağı çözülen insanların son nefesini siyah-beyaz bir kareye mühürledi.
En sağda dimdik duran sargılı kollu mahkûm, yere yığılmakta olan iki kardeş—Ahsen ve Şehriyar Nahid—ve namlularından alev püsküren katiller...
Bu kare artık yalnızca bir infazın kaydı değil; Doğu Kürdistan halkının ödediği ağır bedellerin en çıplak tarihsel vesikası olarak hafızalara kazındı.
Fotoğraf, 1980 yılında ABD’de prestijli Pulitzer Ödülü’ne layık görüldü. Ancak Pulitzer tarihinde bir ilk yaşandı: Fotoğrafçının can güvenliğini korumak adına ödül "İsimsiz" (Anonymous) olarak kayıtlara geçti.
Rejimin korkusuyla 26 yıl boyunca gizlenen o deklanşörün arkasındaki isim, 2006 yılında The Wall Street Journal muhabiri Joshua Prager’ın aylar süren titiz araştırmasıyla gün yüzüne çıkarıldı ve Pulitzer Kurulu ödülü resmen Cahangir Rezmi’ye teslim etti.


Mele Mistefa Barzanî ve genç Şêrko Bêkes
Mela Mistefa Barzanî, 1958 yılında Sovyetler Birliği’ndeki uzun sürgününden dönüp Irak’ın yeni yönetimiyle müzakerelerde bulunmak üzere Bağdat’a geçtiğinde, Kürdistan’ın şehirlerini de ziyaret eder. Adım attığı her yerde halk sokaklara dökülür; bu coşkulu duraklardan biri de Süleymaniye olur.
Süleymaniye’deki kalabalığın arasından bir genç heyecanla öne atılır; Mela Mistefa’yı içtenlikle öper ve elini omzuna koyarak kameralara gururla poz verir. O an kadraja yansıyan bu genç, ileride Kürt şiirinin devleşecek ismi Şêrko Bêkes’ten başkası değildir.
Bu kare, sadece iki kuşağı değil, Kürdistan tarihinin iki farklı direniş ve sanat damarını aynı ruhanilikte birleştiren eşsiz bir belge olarak hafızalardaki yerini alır.


Rewşen Bedirxan ve Kahire Feminist Kongresi
Kürt kadın mücadelesi; kendi tarihsel hafızası, sarsılmaz öncüleri ve köklü birikimiyle Ortadoğu’nun toplumsal dönüşümünde her zaman kritik bir rol oynamıştır. Bu hafızanın en güçlü figürlerinden biri, entelektüel birikimi ve eylemciliğiyle tanınan Rewşen Bedirxan’dır.
Rewşen Bedirxan, 1947 yılında Kahire’de düzenlenen ve Arap dünyasının ilk Feminist Birliği konferansı olma özelliği taşıyan tarihi buluşmaya davet edilen tek Kürt kadın delege olarak adını tarihe yazdırmıştır. Bu davet, sadece bireysel bir başarı değil; Kürt kadın hareketinin o dönemdeki uluslararası saygınlığının ve sosyal eşitlik arayışının da somut bir belgesidir.
Paylaşılan bu kare, Bedirxan’ın sadece bir delege değil, aynı zamanda Ortadoğu’da cinsiyet eşitliği için mücadele eden feminist hareketin en önemli öncülerinden biri olduğunu fısıldıyor. O, Kahire’nin bu kalabalık forumunda halkının ve kadınların sesini temsil ederken, mücadelesinin sınırları çoktan Kürdistan dağlarını aşmış, evrensel bir özgürlük arayışına dönüşmüştü.


Sürgünde Bir Mola: Şam, 1980
1980 yılında, Şam’ın tozlu sokaklarından birindeki sakin bir kafede yolları kesişmişti. Bu kare; gençliğin taze heyecanını, sürgünün ağır yükünü ve o dönemin direngen ruhunu tek bir ana sığdırmış gibi.
Masada yarım bırakılmış su bardakları, bir paket sigara, masanın üzerine gelişi güzel bırakılmış bir dergi ve iki çift yorgun ama bir o kadar kararlı bakış… Fotoğraf, sadece bir anı değil; dönemin atmosferine, paylaşılan ideallere ve iki insanın kesişen kaderine açılan küçük ama derin bir pencere sunuyor.


Kürdistan’ın Çek Gelini: Hélène’den Nesrin’e
Hélène —ya da Kürdistan’daki ismiyle Nesrin— 1950 yılında Prag’da, üniversitenin bir kutlaması sırasında onunla tanışmıştı.
Çekçeyi aksanlı konuştuğu o ilk anda, karşısındaki yakışıklı ve uzun boylu genci bir Slovak sanmıştı. Ancak sohbet ilerledikte genç, "Hayır, ben Slovak değilim; Kürdistanlıyım, Kürdüm," diyerek kendini tanıttı. Hélène, hayatının o anına kadar ne Kürtleri ne de Kürdistan’ı duymuştu.
Aralarındaki bağ, daha o ilk tanışma anında kurulmuştu. Hélène, yıllar sonra o anı, "Hiç kimse bana öyle bakmamıştı; o bakış hayatımı değiştirdi," sözleriyle anacaktı. Tanışmalarından bir yıl sonra, ailesinin kendisini "aforoz etme" pahasına karşı çıkmasına rağmen İran Konsolosluğu'na giderek o Kürt genciyle evlendi ve İslamiyet’e geçti.
Evliliğinden bir yıl sonra kendisini Tahran’da, eşiyle birlikte devrimci bir mücadelenin tam ortasında buldu. Gizlilik nedeniyle bir kod isim seçmesi gerekiyordu; isim önerisi Mam Celal’den (Celal Talabani) geldi: Nesrin. O günden sonra, ölene kadar Kürt halkının Nesrin’i olarak kalacaktı.
** Dr. Abdurrahman Qasimlo’nun 1989'da Viyana'da suikastla katledilmesinin ardından Nesrin, ömrünün sonuna kadar eşinin mücadelesine ve anısına sadık kalarak Kürt halkının kalbinde silinmez bir iz bıraktı.


Rojhilat’ın Devrimci Lideri: KAK FUAD
Kak Fuad (Fuat Mustafa Sultani), Rojhilatê Kurdistan’ın Meriwan bölgesinde doğmuş; yaşamı boyunca Kürt halkının özgürlüğü için mücadele etmiş devrimci bir liderdir.
Zengin bir ağa ailesinden gelse de çocukluğundan itibaren yoksul halkın dertlerine duyarlı olmuş, eğitimini elektrik mühendisliği alanında tamamladıktan sonra toplumsal adalet için mücadele etmiştir. Meriwan’da kurduğu Çiftçiler Birliği ile hem toprak reformunu başlatmış hem de çiftçilerin öz savunmasını örgütlemiştir. İran rejiminin baskılarına karşı halkı örgütleyerek Komala hareketinin öncülerinden biri olmuştur.
1970’lerin sonunda İran’da yükselen devrimci hareketin Rojhilat’taki simgelerinden biri hâline gelen Kak Fuad; cezaevi yıllarından halk meclisi örgütlemeye, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün kutlanmasına öncülük etmekten Kürt güçlerini birleştirme çabalarına kadar geniş bir mücadele yelpazesinde etkili oldu.
İran rejiminin baskılarına karşı sivil direnişin örgütlenmesinde önemli bir rol üstlenen Kak Fuad, 31 Ağustos 1979’da yaşamını yitirdi. Onun ölümü yalnızca bir liderin kaybı değil, aynı zamanda Kürt sosyalist hareketinin içinden doğmuş halkçı bir çizginin de bastırılması anlamına geldi.
Şêrko Bêkes'in sesinden Kak Fuad şiiri:


